YakınPlanTV

GAZETECİLERDE DENGE KURULDU! 3 İÇERDE 3 DIŞARIDA…

GAZETECİLERDE DENGE KURULDU! 3 İÇERDE 3 DIŞARIDA…
6REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
34 views
24 Haziran 2020 - 22:21
7REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

“MİT mensubunu ifşa” suçlamasıyla tutuklu bulunan gazetemiz yazarı Barış Terkoğlu, OdaTV Yayın yönetmeni Barış Pehlivan, Yeniçağ yazarı Murat Ağırel ve Yeni Yaşam gazetesi yöneticileri Ferhat Çelik ve Aydın Keser aylar sonra bugün ilk kez yargıç karşısına çıktılar. Barış Terkoğlu, Aydın Keser ve Ferhat Çelik’e adli kontrol şartıyla tahliye kararı çıkarken, Murat Ağırel, Barış Pehlivan, Hülya Kılıç’ın tutukluluğuna devam kararı verildi.

3 GAZETECİYE TAHLİYE 

Barış Terkoğlu, Aydın Keser ve Ferhat Çelik’e adli kontrol şartıyla tahliye kararı verildi.

3 GAZETECİYE TUTUKLU KALACAK

Murat Ağırel, Barış Pehlivan, Hülya Kılıç tutukluluğunun devamına karar verildi. Bir sonraki duruşma tarihi ise 9 Eylül olarak belirlendi

‘KEMALİST BİR GAZETECİYİM’

Savunmasında FETÖ ile mücadele eden Kemalist bir gazeteci olduğunu belirten Murat Ağırel, “FETÖ’nün kumpası olan Ergenekon davasında sanık olarak yargılandım. 2019 yılında bu davadan beraat ettim. Beraat ettikten sonra hakkım olmasına rağmen tazminat davası açmadım. Bunun sebebi ise; şayet alacağım tazminat bu kumpası kuran hainlerin cebinden çıkacak olsa saniye düşünmezdim. Ne yazık ki muhtemel alacağım tazminat, fukaranın cebinden ödenecektir. Dosya avukat masrafını dahi iade almadım. Bunu yapmış olsaydım rahatsız olur uyumazdım. Boğazımdan geçmezdi” dedi. 

“Mahkemenizde iddia edildiği gibi bir suçun olmadığını ve nasıl olmadığını savunacağım” diyen Ağırel, “Zira bu olmayan suçlamalarla tam 120 gündür cezaevinde bir hücrede tek başıma tutuluyorum. Hakkımdaki suçlamalar, ne bir somut delile dayanıyor, ne de vicdana sığıyor” diye konuştu. Ağırel hazırlanan  iddianamenin, “niyetname” olduğu belirtti.

AYDIN KESER’İN SAVUNMASI: 4 AYDIR TECRİTTEYİM

Ağırel’in ardından Aydın Keser’in savunmasına geçildi. Keser, “Bu haber ve yazılar bizden önce internet siteleri ve haber sitelerinde yayınlanmış ve basın özgürlüğü içerisinde haber değeri taşıdığı gerekçesiyle yapılmıştı” dedi.

Keser, sözlerine şöyle devam etti: 4 aydır tecritteyim, eşimle yalnız bir defa görüştüm. Kardiyolojiye gitmem gerekiyordu, ama cezaevinde Covid-19 süreciyle sevk edilemeyeceğim söylendi.

FERHAT ÇELİK’İN SAVUNMASI: İFŞA KASTI YOK

Keser’in ardından Ferhat Çelik savunma yaptı. Çelik, “Zaten medyanın yüzde 95’i AKP’nin elinin altında.. Yüzde 5’i bağımsız ve kendi çabalarıyla yapmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Libya’da çıkar birkaç tane şehidimiz var diye sorarsa, insanlar sorar kim bu diye? Yurt dışındaysa akla ilk gelen askerdir. Gazetecinin açık kaynaklarla haber yapması suç mudur? Benim bu haberi yapmam için bir yerden talimat almam gerekmez. Bu süreçte kimse bu insaların mit mensubu olduğunu bilmiyor. Açık kaynaklarda böyle bir bilgi yok. Yeni Yaşam’ın iki haberine de iddianamede yer verilmedi. Ferhat Çelik, Yeni Yaşam’da yaptıkları haberleri okuyor. Haberde her ikisi için de asker ve albay terimlerini kullanmışım. Bu iki haberi savcı iddianameye koymadı,  ifademe de yer verilmemiş sadece hayat hikayem yer alıyor. AKP iktidarının karakteri bu. Gerçeklerin üstünü örtmek için algı oluşturuyor. Ben bu haberi görmedim ama arkasındayım. Görsem de görmesem de sorumlusuyum. Haberimiz ortada MİT ifadesi geçmiyor. MİT; kanunun, gazeteciliğin elini kolunu bağlıyor. Ben önceden bilemem kim MİT mensubu kim değil.

Haberi açık kaynaklardan kopyala yapıştır yaparak nasıl casusluk yapmışız?

HÜLYA KILINÇ’IN SAVUNMASI: ANLATILANLAR GERÇEK DIŞI

Aranın ardından duruşma Hülya Kılınç savunmasıyla devam etti. Kılınç ifadesinde şunları söyledi: 

“20 yıllık deneyimli bir yerel gazeteciyim. Hayatımda ilk defa böyle ağır bir suçlama ve ilk defa ağır ceza mahkemesi karşısında bulunuyorum. 03.03.2020 tarihinde imzamla yayınlanan haberde “MİT görev ve faaliyetlerine ilişkin devletin gizli kalması gereken bilgilerini açıkladığım, yayınladığım, yaydığım ve MİT mensuplarının açık kimlik, görev ve unvanlarıyla birlikte ifşa ettiğim” suçlamasını kabul etmiyorum.Benim yaptığım iş, birazdan açıklayacağım üzere, sadece ve sadece gazeteciliktir. Ben yalnızca gazetecilik yapmak, kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla haberi hazırladım. 

Yerel bir gazeteci olarak, yaşadığım bölgede bir şehidin olması ve şehidin törensiz defnedilmesi çok büyük haber değeri taşıyan ve haber yapılmasını gerektiren önemli bir olaydır.

Üstelik bu konu haberin yayınlanmasından önce devlet yetkilileri tarafından açıklanmış, özellikle Cumhurbaşkanının “Libya’da birkaç tane şehidimiz var” açıklamasıyla kamuoyunda yaygın olarak yer almış ve önemli ölçüde ilgi çekmişti.

İddianamede haberi yapmam için; şehidin defnedildiği yere gitmem, yörenin muhtarı, aza, Akhisar Belediyesi Basın Bürosu görevlisi ve şehidin ailesiyle olan görüşmelerim gizli, gizemli ve suç işlemek amaçlı faaliyetler olarak anlatılmaktadır. Bu anlatımın gerçekle ilgisi yoktur.

Bir gazeteci olmamın öncesinde bir kadın ve 17 yaşında bir erkek çocuk annesiyim ve her şehit haberinde, çocuğunu kaybetmiş annelerin acısını her anne gibi yüreğimde hissederim. Libya’daki şehitlerimizin olduğunu duyduğumda da bir anne olarak aynı acıyı hissettim.

SUÇ İŞLEDİĞİME İNANMIYORUM

Libya şehitlerinden birinin Manisalı olduğu ve askeri tören yapılmadan defnedildiğini günler sonra köy muhtarının sosyal medyada yapmış olduğu bir paylaşımından öğrendim ve çok şaşırdım. Bir şehit için askeri tören yapılmaması gazetecilik açısından haber değeri taşıyan önemli bir olaydır. Hangi rütbede olursa olsun memleketi için hayatını feda eden her insan değerlidir ve bu değerle uğurlanması gerektiğini düşünürüm. Hayatını vatanı için veren bir şehide askeri tören yapılmamasının haber değeri olması nedeniyle haberi hazırlamak istedim.

Suç işlediğime inanmıyorum. (Yalnız ben değil, beni tanıyan, olayı inceleyen vicdanı olan ve makul akla sahip hiç kimsenin de benim suçlu olmadığım konusunda hemfikir içerisinde olduklarını biliyorum.) Ben de herkes gibi, bu suçlamanın Odatv’nin ‘fincancı katırlarını ürkütmesi’ nedeniyle yapıldığını düşünüyorum. Umarım yanılırım. Mahkemenizden tutukluluğumun kaldırılmasını ve beraatimi talep ediyorum.”

BARIŞ PEHLİVAN’IN SAVUNMASI: ARADAN 9 YIL GEÇTİ  BEN YİNE ŞEHİT CENAZESİ HABERİ İLE TUTUKLUYUM

Kılınç’ın ardından ise Barış Pehlivan savunma yaptı. Pehlivan savunmasında, “9 yıl önce yine tutukluydum. 9 yıl önceki Odatv davasında; Fethullahçılar bilgisayarımıza MİT belgelerinin yanı sıra sahte dokümanlar da yerleştirmişti. Kendi yazdıkları gerçek dışı örgüt talimatları üzerinden, haberlerimiz suç olarak gösterilmişti. Tarihin tekerrürüne bakın ki; o davada ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ ile suçlanmama delil neydi biliyor musunuz? OdaTV’de yaptığımız şehit cenazesi haberleri. Ne acı. Aradan 9 yıl geçti, ben yine şehit cenazesi haberi ile tutukluyum. ‘Neyse ki; Fethullahçılar gibi bilgisayarıma belge yüklemediler, direkt haberi suç delili yaptılar’ dedi.

Libya’da şehit olan MİT mensubu ile ilgili her bilginin ifşa olduktan bir hafta sonra Hülya Kılınç’tan telefon aldığını söyleyen Pehlivan, “Libya’da şehit olan askerlerimizden birinin Manisalı olduğunu söyledi ve ‘cenazesine dair bir haberle OdaTV’nin ilgilenip ilgilenmeyeceğini’ sordu. Bakınız, Hülya Kılınç o anda şehidimizin sadece asker olduğunu düşünüyor ve bana da öyle iletiyor. Haberin Hülya hanım tarafından hazırlanmasına başlama anında MİT yok gündemimizde. Amacımız sadece şehit cenazesi haberi yapmaktı” diye konuştu. Şehidin MİT mensubu olduğunu sonradan öğrendiklerini söyleyen Pehlivan, haber metni kendisine geldikten sonra internetten araştırma yaptığını ve konuya ilişkin çok sayıda bilgiye ulaştığını söyledi. Pehlivan, şehidin ailesini düşündüklerini için cenazenin kaldırıldığı köyün ve mahallenin adını, mezarlığın adını, şehidin soyadını, anne ve babanın adı ile soyadını yayımlamadıklarını söyledi.

“Eğer FETÖ sanıklarını görevde tutup, bir de onlara FETÖ operasyonu yaptırıldığını yazmasaydım burada olmazdım” diyen Pehlivan özetle şunları söyledi: “Eğer FETÖ’cüleri para karşılığı tahliye eden, başka tarikatların müridi yargı mensupları olduğunu yazmasaydım burada olmazdım. Eğer FETÖ şüphelisi olup; başka tarikatların hocalarından hüsnü şehadet aldığınızda dosyanızın kapandığını yazmasaydım burada olmazdım. Eğer FETÖ borsası sanığının çocuğunun gözü önünde öldürülmesinin perde arkasını yazmasaydım burada olmazdım. Eğer bu toprakların en tehlikeli örgütü FETÖ ile mücadelenin bir rant ve sermaye değişimi aracı haline geldiğini yazmasaydım burada olmazdım. Ama tüm yaşadıklarıma rağmen diyorum ki iyi ki yazdım, iyi ki yazıyorum, iyi ki yazacağım. Hepsi gerçekti. Yalanlayamadılar. Bunun yerine, bir bahaneyle hapse attılar. Amaç; daha önce yazdıklarımın bedelini ödetmek ve ileride de yazmamamdı.”

BARIŞ TERKOĞLU’NUN SAVUNMASI

OdaTV Haber Müdürü Barış Terkoğlu da savunmasında, “Ben yıllardır yazı yazıyorum, Cumhurbaşkanı’nı eleştiriyorum, Bakanları eleştiriyorum, Genelkurmay Başkanlarını eleştiriyorum. MİT kutsal bir örgüt müdür? MİT dokunulamaz mıdır? MİT sorgulanamaz mıdır? MİT; hatası, eksiği gösterilemez midir? Haşa, MİT mensupları peygamberin sahabeleri midir? Farkında mısınız, bu dava üzerinden ne yapmaya çalışıyorlar. Bu davayı kurgulayanları sevindirecek bir karar verirseniz yukarıdaki tüm sorulara ‘evet’ yanıtını vermiş olacaksınız” dedi.

Terkoğlu şöyle devam etti:

Türk tarihinde 12 Eylül gibi karanlık işlere bulaşmış askerler vardır. İşkenceye karışmış polisler vardır. Aynı zamanda mensubiyetini kötüye kullanmış hem de çok kötüye kullanmış MİT mensupları da vardır.

Örnek olsun, ben daha birkaç ay önce Cumhuriyet Gazetesinde hapishaneden bana mektup yazan bir MİT mensubunun anlattıklarından yola çıkarak, MİT kimliğini adam kaçırıp fidye istemek için kullandığı iddiasıyla cezalandırılan bir personeli yazdım.

Bunu yazarken güç bela MİT’in basın müşavirliğini aradım, MİT mensubunu askeri alanda yakalayan kamu görevlileri ile konuştum. Siz eğer bu davayı tezgâhlayanları sevindirirseniz, bir sıradışılıkta karşısına MİT mensubu çıkınca bir gazeteci sorgulamaya araştırmaya devam edebilir mi?

15 Temmuz darbe girişiminden önce haberler yaptıklarını kaydeden Terkoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü;

Biz OdaTV’de 15 Temmuz’dan önce aylarca ‘darbe geliyor’ haberleri yaptık, yazıları yayınladık. Yanlış anlamayın, gayrimeşru bir kaynaktan öğrenmedik. Dış basında işaret veren yazıları, Washington’daki enstitülerin raporlarını çevirdik.

Zaman Gazetesi’nde adeta darbeyi işaret eden haber ve yazıları analiz ettik. Çeşitli davalara yansıyan ifadeleri aktardık. Hatta bizzat soruşturma savcılarının iddianamelerine giren darbe uyarılarını anlattık.

Emin olun bunları yaparken öyle saldırılara maruz kaldık ki. ‘Ordunun içine fitne sokuyorlar’, ‘Ordumuz terörle savaşırken darbe iddialarıyla ihanet ediyorlar’ diyenler oldu. Bunları da açıp okuyabilirsiniz.

Oda TV’deki gazeteci ağabeyimiz Soner Yalçın’ı arayıp tehdide varan konuşma yapan, benim ve Barış Pehlivan’ın işten çıkarılmasını isteyen ve bu darbe uyarısı yazıların susturulmasını isteyen oldu. Vazgeçmedik.

“MİT KANUNU’NUN DÖNÜŞÜMÜNÜN MAHKEMELERDEKİ CANLI TANIĞIYIM”

9 yıl önce MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu ile birlikte sanık olduğunu söyleyen Terkoğlu, “MİT Müsteşarına öğlen saatinde darbe ihbarı anlamına gelecek itirafın yapıldığı ortaya çıktığı halde MİT Müsteşarı darbeye akşam yemeğinde yakalandı. Bu durumu herkes eleştirmedi mi? Sorular sormadı mı? Bunu da yapmak gerekmez mi? MİT Kanununun 2014 yılındaki dönüşümünün mahkemelerdeki canlı tanığıyım. 9 yıl önce bu Adliyede MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu da benimle birlikte sanıktı. Bugün sözüm ona MİT Kanunundan bahsedenler, o gün Kozinoğlu’nu linç ediyor, özel hayatını didik didik ediyordu” ifadelerini kullandı.

“GİZLİ OLAN İSTİHBARATÇILARIN KİMLİĞİ KORUNSUN DİYE BU YASA ÇIKTI”

Yasanın şehit olan bir MİT mensubunun haberi yapılmasın diye değil, gizli olan istihbaratçıların kimliği korunsun diye çıktığını belirten Terkoğlu, şu ifadeleri kullandı;

O gün altlarında Başbakan’ın zırhlı aracı olan savcılar, MİT’e kumpasları derinleştirdiler. 7 Şubat oldu, daha fazlası yaşandı. İfşalar sıradan hale geldi. Nihayetinde görev başında faaliyet yürüten ve doğal olarak gizli olan istihbaratçıların kimliği korunsun diye bu yasa çıktı.

Şehit olan bir MİT mensubunun cenazesi haber yapılmasın diye değil. Ne Kozinoğlu’nun cenazesinde ne de bu kanun doğarken ortada olan savcılar, bugün bu kanunu ruhuna aykırı bir şekilde kullanıyor. MİT Kanununu yerde buldukları taş gibi alıp başımıza fırlatıyor.

Terkoğlu, “Bu iddianameyi yazanlar çok uğraşsalar da buradaki sanıklardan bir organizasyon yaratamadılar. Ancak bu süreçte gördük ki gizli soruşturma dosyasından organize şekilde sızıntılar oluyor, organize şekilde sanıklar hedef alınıyor, cezaevine kadar uzanan organize bir operasyon var. Soruşturmanın başlangıcından sonuna sıra dışı, organize olduğu açık işler oluyor” diye konuştu.

“HEM KENDİNİZ HEM ÜLKENİZ İÇİN KARAR VERECEKSİNİZ”

Mahkeme salonlarında büyüdüklerini söyleyen Terkoğlu, “İnsanın kaderi kendi eylemleridir. Biz kaderimize kendi eylemlerimizle karar verdik. Siz bizim için görünse de aslında hem kendiniz hem de ülkemiz için karar vereceksiniz. Bu nedenle sizden sadece adalete uygun, gerçekle barışık, vicdanla örtüşen, tartışmasız sadece ama sadece millet adına bir karar beklediğimi söylemek istiyorum” dedi.

8REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

KÖŞE YAZARLARI

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

canlı bahis siteleri -istanbul escort -cratosslot -mobilbahis -

cratosslot -bets10 -bahis siteleri -istanbul escort

ankara escort -cratosslot -mersin escort -betebet

Buy Instagram Auto Comments