YakınPlanTV

VESAYET!

VESAYET!
6REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
141 views
18 Nisan 2020 - 23:25
7REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Romalı Şair Quintus Horatius Flaccus, Augustus döneminin en önemli şairlerinden biriydi. Köle bir babanın çocuğuydu ama özgür olarak doğmuştu. (MÖ.65) Roma’daki eğitiminin ardından Atina’da  Yunanca ve felsefe eğitimi aldı.

“Resim, kelimesiz bir şiirdir” sözü çok ünlüdür. Atina’daki eğitimi sırasında akıl ve bilim konusuna kafa yordu. Horatius Roma’da bir arkadaşına yazdığı mektupta  “uyanmasını, aklını kullanmasını ” söylüyor ve şöyle diyordu:

Gözüne bir küçük çöp batsa hemen telaşlanırsın

Öyleyse sağlığına dikkat etmeyi niye hep ertelersin gelecek yıla.!

Başlamak yarılamak demektir,

cüret et aklını kullanmaya ve başla

Sağlıklı yaşamayı sürekli daha sonraya bırakan kimse,

Hani o çobana benzer ki ümitle bekler

Yoluna çıkan ırmağın akıp geçmesini; oysa o ırmak

Süzüle, dalgalana akacaktır önünde sonsuza dek.”

İşte Horatius’un bu dizeleri Aydınlanma çağının filozofu Kant’ın çıkış noktası olur. Kant, aydınlanmayı “erginleşmemiş olmak durumundan kurtulma süreci” olarak tanımlar. Yani, “insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamadığı durum”diye saptar.

Kurtuluşu da yine insanda görür. Yani aydınlanma ciddi bir görevdir ve herkes cesaret edemez. Çünkü; önyargılar, dogmalar, yasalar, töreler, kurallar vardır. Yani, insanın bir anlamda önce kendisi ile savaşıp başarılı olması gerekmektedir.

Çünkü, başkalarının kumandası altında yaşamaya alışmış bir ruh, kolay kolay özgürlüğü ve düşünmeyi düşünemez.

İşte Atatürk, bu vesayet altındaki topluma özgürlüğü, düşünmeyi öğretmeyi amaçlamıştı. Bunun gerçekleştirilebilmesi için önce eğitim sonra ekonomik devrim gerekiyordu. Başkalarının yönlendirmesine gerek kalmadan aklın, insanı özgür kılacak olgunluğa erişmesi için eğitimin şart olduğunu bizzat uygulayarak hayata geçirdi. Ve bu nedenle hem pratik hem de teorik aklın kullanılacağı bir eğitim sistemi mümkün kılındı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında  yüzlerce parlak öğrenciyi yurt dışında eğitime gönderdi. Kendi maaşından biletlerini aldı.

Hitler faşizminden kurtulmak isteyen Yahudi bilim insanlarına kucak açtı.

Türk Üniversitelerinin kuruluşunda görev verdi.

Ulu Önder, özgür  halkı yaratmaya çalışıyordu. Elbette kolay olmayacağını biliyordu.

Çünkü yüzyılların getirdiği bir “vesayet” zincirinden kurtulabilmek için “devrim” gerekiyordu.

Atatürk’ün yaptığı devrimlerin tamamı bilimin yolundan yürüyen “özgür insan”, “özgür toplum”, “Bağımsız Ülke” amacını taşır.

Ne yazık ki devrimler 1946’dan sonra kesintiye uğradı.

Kant’ın, “totaliter, zorba, zalim bir rejimi devrimle yıkmak mümkün olsa bile düşüncede gerçek bir reform sağlanamaz, yeni önyargılar, aynı eskileri gibi, düşünmeyi bilemeyen halk yığınlarını yine dizginlemeye, özgür düşünceyi frenlemeye başlar”  tezi darbelerle gerçekleştirildi.

Ulu Önder’in “Benim manevi mirasım İlim ve akıldır” sözü darbe sonrası iktidara getirilenler sayesinde yok sayıldı.

Ve 40 yıldır bu ülke insanının yarısı Atatürk’ün “özgür aklı” kullanma ve aydınlanma olarak tanımlayabileceğimiz devrimlerini yok etmekle meşgül.

Korona günlerinde kendisinin seçtiği belediye başkanlarının, kendisine yaptığı yardımı yasaklayan zihniyete sessiz kalması örneğinde olduğu gibi.

Ama..

Tıpkı iyiliğin bulaşıcı olduğu gibi, aydınlanmanın da kesintiye uğrasa bile durmayacağını biliyoruz.

8REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

KÖŞE YAZARLARI

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.