YakınPlanTV

“KÂBUS” DA NE OLA Kİ?

“KÂBUS” DA NE OLA Kİ?
6REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
931 views
03 Şubat 2020 - 9:20
7REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

MUHALİFSENİZ, KEMİKÇİ DEĞİLSENİZ BAŞINIZA NELER GELEBİLİR?

Dünya’nın her hangi bir yerinde olduğunuzu düşünün. Demokratik bir ülkede olsanız da bunlar başınıza gelebilir. Çünkü “Küresel Beyin” her yerde etkin.

Evinizde elektrikle ve elektronik olmayan ne var, bir düşünün. Ya da işlerimizi yapmak için kullandığımız araç-gereç ve sistemler içinde elektrikli ya da elektronik olmayan neler var? Artık paranız bile elektronik değil mi? Hatta hafızanız… Her şey bir yana kaç kişi eşinin, çocuğunun telefon numarasını ezbere biliyor?

BİR BAŞKA AÇIDAN BAKALIM OLAYA: Ülkede artık bilgilerin tamamı elektronik ortamda. Peki, o sistemler kullanılamayacak hale gelindi; servetiniz, birikimleriniz, ya da maaşınız nerede? Terör, hırsızlık, yol kesme, kaybetme vs. kaygılarla yanınızda nakit para taşımıyorsunuz, farz edelim ki yoldasınız, aracınızla kaza yaptınız, evladınız ya da eşiniz yaralı; bir hastaneye götürdünüz acilde kırmızı bölgeye alındı, yani hayati tehlike yüksek. Siz de ülkenizdeki hâkim, faşist bir iktidara muhalifsiniz, çipli kimlik kartlarınızla hastaneye giriş yaptınız, daha doğrusu yapamadınız. Hastane sistemi sizi tanımıyor. Size müdahale edecek elemanların kullanacağı medikal sistemler, makineler de elektronik, kimlik tanıma olmadan çalışmıyor. Belki de siz iktidarın menfaatçi kemikçileri tarafından sisteme “Aranıyor” kaydıyla tanımlanmışsınız, belki de bir terör örgütü üyesi olma şüphesiyle aranıyorsunuz. Böyle olaylar bizim ülkemizde de olmadı mı? Yüksek Askeri Şura’ya neredeyse herkes tarafından “Kesin terfi eder” düşüncesiyle girmişsiniz ve sizin hakkınızda karar verilecek aşamaya gelinmiş, birdenbire “Hırsızlık, gasp” şüphesiyle arandığınız ortaya çıkıyor, ne olur?  Aslında aranmadığınızı, sisteme birileri tarafından yani “Küresel Eşkıya”nın kemikçileri ya da onların uşakları tarafından tanımlandığınızı nasıl açıklayacaksınız? O anda hangi kanıtla kendinizi aklayacaksınız?

BİR ADIM DAHA İLERİ GİDELİM: Sabah kaktınız, cep telefonunuzda bir mesaj: “Babanız tatilde olduğu X otelinde vefat etti. Üzgünüz. Başınız sağ olsun.” O otelle bulunduğunuz yer arasında yüzlerce km var. Uçak seferlerine baktınız ve hemen uçak bileti almak istediniz, sisteme kart numaranızı girdiniz: “Yetersiz Bakiye”. Ama mümkün değil, daha dün gece yatmadan önce hesabınızda binlerle ifade edilen bir mevduatınız vardı. Ticari mevduatınıza ait hesap numarasını girdiniz: “Yetersiz Bakiye”. Elinizde ne kadar banka kartınız, kredi kartınız varsa denediniz hepsinden aldığınız cevap “Yetersiz Bakiye” Cebinizde de paranız yok. Telefonunuzdan hesaplarınıza girdiniz, varlıklarınızda para var görünüyor hem de çok çok fazla ama alınan cevap “Yetersiz Bakiye”. Telefona sarıldınız, bankanızı aradınız; ana adı, baba adı, babanızın okuduğu lisenin adı, bir sürü saçma sapan soru… Kontrol aşamasını geçtiniz ya da bir dakika, ananızın kızlık soyadının bir ve üçüncü harfi soruldu, söylediniz, ama “Uyuşmuyor” dendi, delirdiniz, çünkü doğrusunu söylediniz ama sistem kabul etmiyor. Ne yapacaksınız? Hadi diyelim oraları da aştınız ve “Müşteri Temsilcisi” adı altında kendilerine ezberletilen ve müşteri ile yöneticiler, sorumlular, yetkililer arasında dağ örenlerden birine sordunuz. “Hesabımda para var ama “Yetersiz Bakiye” cevabını alıyorum, sorun ne? İşim acil.” “Bu konuda size bilgi veremeyiz, bir banka şubesine…” “Arkadaşım bugün günlerden Cumartesi ve Pazartesi’nden itibaren de bilmem ne bayramı var, beş gün. Ne zaman gideceğim, nasıl, işim acil.” “Bu konuda size yardımcı olamayız, özür dileriz. Sizin için başka ne yapabiliriz?” “Yetkili birini bağlar mısınız?” “Mümkün değil, biz müşteri temsilcisiyiz” “Recep İvedik” gibi ana, avrat, din, iman, soy, sop sövseniz neye yarar? Hışımla evinize gittiniz, kenara koyduğunuz bir miktar döviziniz var. Döviz bürosuna koştunuz, 500 x döviz bozduracaksınız, döviz bürosundaki görevli vatandaşlık numaranızı istedi, sisteme girdi, salak salak suratınıza bakıyor ama bir eli de tezgâh altında, düğmeye basmış. Almak istediğiniz para birimine ait kupürleri sayar gibi yapıyor ve ardınızdan bir ses “Eller yukarı, direnmeyin, şimdi yavaşça bize dönün”. Karşınızda polis, sizi kelepçeliyor ve karakola götürüyor. Çünkü bozdurmaya kalktığınız dövizin seri numarası “Çalıntı para” seri numarası ile uyuşuyor, çünkü kimliğinizi girdiğinizde hemen döviz bürosu sistemine seri numarası sorulmuş ve sisteme girildiğinde de “Çalıntı para seri numaraları”nda bozdurmaya çalıştığınız dövizin seri numarası malum eller tarafından yaratılmış. Ama daha önce böyle bir uygulama yoktu?  İktidar bir gece önce yine bir deste yasa çalışması yapmış ve deste yasa içine son anda “Döviz bürolarında işlem yapma” konusunda dövizin seri numarası ile kimlik bilgilerinin girilmesini zorunlu hale getirilmiş. Yasa “Resmi Gazete ve/veya kamuyu bilgi gazetesi”nde yayınlanmadan uygulamaya girmiş, bütün bilgisayar yazılımlarına “Ulusal Siber Güvenlik Kurumu” tarafından dâhil edilmiş.  Gerekçe: yolsuzluk, haksız kazanç, kayıt dışı ekonomi belki de “Rüşvete engel olmak” İlk etapta duyduğunuzda, sevineceğiniz bir uygulama ama bu uygulama “Şimşek hızı” ile yapılmış. Ve asıl amaç muhalifleri sindirmek, yaşam damarlarını kopartmak, toplum içinde rezil etmek.

Durumu eşinize anlatıyorsunuz bir çırpıda. Diyor ki “Sana mı kaldı, ülkeyi kurtarmak, sen de x bey gibi yapsaydın. Bak bir zamanlar yer sofrasında ekmek tuz zıkkımlanıyorlardı şimdi saraylarda, köşklerde, altlarında tank gibi arabalar… “Vatansever, demokrat” oldun da ne oldu? Bak ne haldeyiz?” diyor ya da demiyor. Diyelim ki eşiniz de size destek verdi, bu kez çocuklardan aldığınız/alabileceğiniz tepkileri düşünün. Hadi diyelim ki onlardan da sorun çıkmadı ama babanızın cenazesine nasıl erişeceksiniz? En güvendiğiniz arkadaşınızı arıyor ve borç istiyorsunuz “Aman hesaba yatırma, havale, EFT yapma, elden getir, ya da gelip alayım diyorsunuz. Telefon görüşmeleriniz de izlemede. Çünkü ülkenizde terör olayları kasıtlı olarak artırılmış, hem de tezgâhın içinde ulusal istihbarat servisiniz var. Aynı şeyler “Teröriste” yardım ve yataklıktan arkadaşınızın da başına geliyor. Bırakınız babanızın cenazesine ulaşmayı, o andan itibaren nasıl yaşayacağınızı da düşünmeye başlıyorsunuz. Biraz sonra elektrik, su, doğalgazınız da kesiliyor. Çünkü “Muhtemel bir terör hareketi”nde suçlulara ambargo/abluka uygulamak için bir yasa çıkarılmış ve tüm hayati destekler bilgisayar kontrolüne bağlanmış… Siz de o yasa çıktığında sevinmişsiniz, “Bu iktidar kötü de olsa arada sırada iyi şeyler yapıyor” demişsiniz.

SİZLERE “GEORGE ORWELL”VARİ ŞEYLER YAZMIYORUM, genel gidişat konusunda sizleri uyarmaya çalışıyorum. Çünkü ülkelerdeki iktidarları da muhalefetleri de “Küresel Çete” belirliyor, sizler sadece konu mankeni oluyorsunuz. Hala farkında değilseniz bu yazı dizisini okumanıza da gerek yok. Bunlar olmaz demeyin. Oluyor. Örneğin adalet mekanizmasına bir başvuru yapıyorsunuz, diyorsunuz ki “Bankaya emanet ettiğim paralarım”ın yerine banka kalp para basmış ve bana onu vermeye kalkıyor. Ben paramı istiyorum.” Bu konuda karar verecek olan bir heyet var diyelim, bir mahkeme, yüksek mahkeme, hakem/ombudsman heyeti vs. Üyelerin bir kısmı iktidarın yani “Küresel Çete”nin tayin ettiği iktidarın elemanları, bir kısmı da vicdanının sesini dinlemesi muhtemel mazbut insanlar. Birileri hemen devreye girip, “Ya bizim istediğimiz gibi karar verirsin, ya da seni terörist ilan ederiz, ne yasa, ne hukuk dinler seni de soyunu-sopunu da mahvederiz” derse hangi hâkim, ombudsman, hakem bu tehdit karşısında direnebilir. Hele hele namusluysa, haramzade değilse, yani aldığı maaşla eş, çocuk, torunlarına bakmak zorundaysa… Kendisi her şeyi göze alsa eşi, eşi de göze alsa çocuğu-torunu bu riski göze alabilir mi? Sonunda size bankanın verdiği “kalp” paraları alıp dışarı çıkıyorsunuz ve hemen kapı önünde mali şube sizi derdest ediyor, üst araması sonrasında bir haber patlıyor kemikçi medyada “Flaş, flaş, flaş: kendini namus abidesi olarak tanıtan Prof. Dr.  X elindeki kalp paraları bankaya yatırırken yakalandı. Ünlü Prof. İlk ifadesinde “Şeytana uydum” dedi.” Aslında Prof’un böyle bir ifadesi yok ama kemikçi medya yazmış, ne yapacaksın? “Yalanlama mı” yayınlatacaksınız? Kimin kararı ile? Kemikçi hukukçuların ya da baskı ve şantaj altındaki hukukçuların kararları ile mi? Diyelim ki yayınlattın, “Atı alan Üsküdar’ı geçti”, “Tekzip metni” en usta kulakların bile anlayamayacağı bir hızda okunup geçiştiriliyor. Haberi verirken saatlerce program yapanlar, saniyeler içinde “Düzeltme” yapıyor.

DEVAM EDECEK

8REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

KÖŞE YAZARLARI

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.