YakınPlanTV

RUSYA ELEKTRONİK KARŞI TAARRUZA BİLEREK MÜDAHALE ETMEDİ!..

RUSYA ELEKTRONİK KARŞI TAARRUZA BİLEREK MÜDAHALE ETMEDİ!..
6REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
1.107 views
18 Ocak 2020 - 20:08
7REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Değiş tokuş için bölgeye gelip Beşar ESAD ile görüşmek isteyen ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi’yi “Kardeşimle birlikteyim. Bu gün değil yarın görüşelim” deyip Pelosi’yi bekletmişti. Tabii ki bunlar unutuldu.

Acem general katledildi. Hemen her taraf durumdan memnun, hatta Süleymani cenazesinde karmaşadan ayaklar altında can verenler bile. Çünkü onlar da “Cennet yolculuğunda Kasım Süleymani’ye eşlik edeceklerine” inanıyorlardı.

Burada, bu dizide belirtmiştik; İran’da meydana gelen depremlerin Türkiye sınırından, Van’dan tetiklendiğini hem de Marmara depremi öncesi de kullanılan Tesla’nın MHD Jeneratörü ile.

Peki ya Ukrayna Hava Yolları’nın 752 sefer sayılı Tahran-Kiev uçağının başına ne geldi? İranlılar salak mıydı da uçağı düşürdüler? Ya da içlerindeki işbirlikçiler eliyle mi uçak düşürüldü?

Her ikisi de değil.

Sadece İran’da EKT (Elektronik Karşı tedbir) bilek güreşi yapıldı. İran bu Elektronik taarruzu fark edemedi, etse bile engel olamadı. Rusya ise bilerek ve isteyerek bu taarruzu görmezden geldi. Çünkü bölgede Rusya’nın bilgisi ya da haberi olmadan EKT yapmak mümkün değil. Rusya bu tip taarruzlara EKKT (Elektronik Karşı Karşı Tedbir) ile mukabele edebilirdi, demek ki etmedi. Buradan bile ortaya çıkan sonuç şu: Kasım Süleymani Acem’in “Kızıl Elmas”ı için Ortadoğu’da görev yapıyordu, diplomatik-siyasi oyunları da bu nedenle kuruyordu. Eğer, Kasım Süleymani bölgede başkasının “Kızıl Elması” için de çalışıyor olsaydı ne Kasım Süleymani ölürdü ne de Ukrayna Hava Yolları uçağı düşürülüp 176 masumun kanına girilmezdi.

Olur mu böyle şeyler ya da neden ayrıntıya girmiyorsun demeyin. Girsem de belli alt yapıları hazırlamadan sistemleri size kolaylıkla aktaramam.

Aktarsam da “Sussam gönül razı değil, söylesem faydası yok” konumuna sürüklenirim.

Mayıs 2001 de Malatya’da içindeki Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın seçkin elemanlarının bulunduğu CASA uçağının düşürülmesi de bir EKT idi, yıllarca yazdım ama kimsenin umurunda bile olmadı. Bunu senaryolaştırmaya çalıştık “Hanedan”ın baskınına uğradık. Yine geçmişte Mart 2007’de, İngiliz Deniz piyadelerinin İran tarafından enterne edilmesi vardı. İngilizler uluslararası sularda olduklarını, İranlılar ise onların kendi karasularında olduklarını iddia ediyorlardı. Her iki taraf ta haklıydı çünkü GPS “Puştun” yani Küresel Eşkıya’nın elindeydi. Küresel Eşkıya (ABD) GPS ile oynadı ve uluslararası suları İran’a doğru ilerletti, İngiliz Deniz Piyadeleri kendilerini uluslararası sularda sanıyorlardı çünkü ellerindeki GPS cihazı böyle gösteriyordu. Ama aslında yaklaşık 1 mil İran sularındaydılar. Peki, Küresel Eşkıya bunu neden yaptı? İran’dan, yakaladığı CIA ajanlarını pazarlık sonucu geri alabilmek için, Güneş Batmayan İmparatorluğun insanlarını kullanarak.

Değiş tokuş için bölgeye gelip Beşar ESAD ile görüşmek isteyen ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi’yi “Kardeşimle birlikteyim. Bu gün değil yarın görüşelim” deyip Pelosi’yi bekletmişti. Tabii ki bunlar unutuldu. Hatta o maç sonrası Suriye’den Türkiye’ye gönderilen ve sınırdan girer girmez ortadan kaybolan, her birinin içinde 2,5 milyar USD bulunan üç TIR gibi… Ardından RTE’nin bütün koruma ekibinin yenileri ile değiştirilmesinin unutulduğu gibi… Bu kadar “Unutkan” bir (m)illetin yaşadıkları az bile… Hadi diyelim ki bu örnekler biraz fazla teknik. Peki ya Kıbrıs Barış Harekâtı esnasında Yunanistan’dan Kıbrıs’a bir Yunan Deniz Filosu’nun görüntülerini bizim radarlarımıza EKT ile aktaran ve gemimizi bize vurduran Küresel Eşkıya’nın yaptığını da mı unuttunuz?

Kocatepe yırtınıyor, “Biziz vurmayın!” diye, pek çok teyit edici bilgiler veriyor ama bizdeki NATO mermer NATO kafalı NATO’cular dinler mi?

Şuraya kadar yazdıklarım RTE’nin “Kanal İstanbul” hakkında en ufak bilgileri ve fikirleri yok” diye neden bağırdığını anlatabildim mi?

Kasım Süleymani ve Ukrayna Hava Yolları uçağının düşürülüşü Ortadoğu’da bir meydan okumadır. “Emrimizden çıkanlara ceza, çıkmayı düşünenlere ibret” meydan okuması.

Peki, bu oyunda sadece Küresel Eşkıya ABD mi var? Hayır! Küresel, Eşkıya’ya kumanda edenler esas aktör. Rusya da işin içinde, İngiltere de, İsrail de…

Bu şartlarda S-400’lere ne kadar güvenebiliriz? Eğer Rusya istemezse biz, bize doğru yönlenmiş devasa filoları ya da taarruz paketlerini bile göremeyiz. Demem o ki Postdam, Yalta ve Malta’dan sonra Küresel Eşkıya birilerini Dünya paylaşımına yeniden oturttu. Muhtemelen ilk adım Berlin’de atılacak.

ABD, İngiltere’nin yıllardır Ortadoğu’dan uzak tuttukları Almanya da artık Ortadoğu’da söz sahibi olacak. Rusya yıllardır bu tezgâhın peşindeydi ve işte fırsat… Bu fırsat nasıl etkin hale geldi? Türkiye’nin Libya’ya asker gönderme teskeresi sonrası. İşi sağlama almak isteyen Rusya Hafter’in “Ateşkes”i imzalamadan Rusya’dan firar etmesine de göz yumdu. İşi Rusya’da değil Berlin’de bitirmek istedi. Şu günlerde “Dostane” ilişkiler içinde olduğu Türkiye’ye haddini bildirmek için “Saray’dan Hafter kaçırma” oyununu sahneye koydu. Kimse kalkıp da “De get işine!” demesin. Yakında herkes görecek Hafter’in Rusya’nın onayı olmadan tuvalete dahi gidemeyeceğini. Her ne kadar Hafter Rusya’dan CIA’nın kucağında çıksa da… Birileri de kalkmış Libya’da Kuşçubaşı Eşreflik, Enver Paşalık, Mustafa Kemallik oynamaya çalışıyor…

Onlar, oraya giderken bagajları boştu, kimseye “Kumar borçları” yoktu, özel dosyaları başkalarının ellerinde değildi yani tehdit ve şantaj altında değillerdi. Ömer Muhtar gibi bir kahraman, Cuma Namazı çıkışında onların gözlerine kestirdikleri birkaç delikanlıdan başkası değildi. Yani onlar ekip seçmesini de biliyorlardı. Onlar şimdiki gibi kerametleri meçhul, ne idüğü belirsiz danışmanların ortasında çırpınmıyorlardı, “Bakara” ile dalga geçen bir Münafık’ı “Dindar”lık tiyatrosunda Prag’a Büyükelçi olarak atamak zorunda kalmıyorlardı. Onları kimse tehdit edip, şantaj yapamıyorlardı. Yapılsa bile onlar bunu yapanları pişman edebiliyorlardı.

Ne Kasım Süleymani’ymiş değil mi?

15 Temmuz gecesi ile ilgili RTE’nin pilotu konuşuyordu. “Bir ara RTE sordu ‘şu anda neredeyiz, yakıtımız ne kadar?’ İnegöl üzerindeyiz ve 2,5 saatlik yakıtımız var”

RTE hani Dalaman’dan gelmişti? O yol üzerinde Balıkesir üzerinden geçmeliydi. Ama o Doğu ve Güney hattının güzergahındaki İnegöl üzerindeydi. Ve uçağı havada 6 saatlik yakıt tüketmişti. Belki de o gecenin hatırına Hamaney ile Kasım Süleymani hakkında konuşurken “Şehit” sıfatı ile konuşmuştu.

GARİPLİKLER YA DA İŞARET FİŞEKLERİ BÜYÜKANIT’ın “İyi çocukları”nın karıştığı Hakkari-Şemdinli olaylarından sonra yazmıştım.

O günlerde güdükler “Yeni Susurluk” manşeti atıyorlardı. Bölgeye gittim ve gördüm, inceledim, konuştum ve sonra da yazdım. “Bir gün gelecek herkes keşke Susurluk olsaydı diyecekler” diye.

Çünkü Hakkari Şemdinli olayları Hakkari’nin BM kontrolüne olmazsa NATO kontrolüne verilmesi çabalarının başlangıcıydı. Lojmanlardaki güvercinlerin canlı canlı çivilerle duvara çakıldığı, kurt köpeklerinin gözlerinin yine canlı canlı yanık naylon akıntıları ile mühürlendiği o günler… Uzun bir süre Mustafa Rahmi KOÇ’un Boğazlar yönetiminin “Uluslararası” bir heyete verilmesi için yoğun çaba sarf ettiğini de unutmayalım. Hem de Ortodoks Dünyası ile kol kola ama hangi Ortodoks Dünyası? ABD’nin kuyruğu olan Ortodokslarla… Son günlerde garipliklere eklenen bir halkalardan biri de Savunma Bakanı’nın statü ve rolü üzerine oyunlar, dışlamalar… 15 Temmuz tezgâhının yaman elemanı Hulusi Akar üzerine döndürülen projektörler.

Hakan Fidan’ın Hulusi Akar’ın yerine öne sürülmesi ve hatta Rusya Savunma Bakanı ile Hakan Fidan’ın görüştürülmesi, Hulusi Akar’ın çaktırılmadan uzaklaştırılması… Dahası Ankara’nın girişinde, çıkışında, hatta şehrin göbeğinde Özel Harekât Polisleri’nin de rol aldığı, gün geçtikçe şiddetini ve etkinliğini artıran “uygulamalar”, “şüpheli sorgulamaları”…

Bir zamanlar Merhum Özal ülkede Genel Kurmay Başkanı’nı bulamamıştı… Yoksa NATO? Netflix’te bir yerli dizi, metin yazarı İranlı Reza’nın medyumu. Yabancı yapım CIA tezgâhında olgunlaştırılmış “Mesih” dizisi; Ahmedinecat’ın MEHDİ çıkışı, bizde de fersude general SADAT’çı Adnan Tanriverdi’nin “Ortamı MEHDİ’nin gelişine hazırlama” beyanları. Ardından istifası. Aynı günlerde patlayan Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın “paramiliter hücre oluşumları”nı düşündüren binlerce kişiye maaş ödemesi… İBB kasasından 15 Temmuz’da görev yapanlara verilen İBB mülkü konutlar, İBB tarafından kiralanan araçlar ve bankamatikçi çalışanlar. İBB’de belirlenen bankamatikçi sayıları ile şimdi ortaya dökülen “beslemeler” sayısı arasındaki büyük benzerlik. Bu konuda elinde pek çok belge olduğu düşünülen Canan Kaftancıoğlu’nun CHP içindeki ekiplerle birlikte ortaklaşa bir operasyonla İstanbul İl Başkanlığı görevinden uzaklaştırılma çabaları. RTE’nin şehir güvenliğinin sağlanması konusundaki “Uyarıları” ve “Kanal İstanbul” ile uygulamaya sokulacak “Tarihi Yarımada Kantonu”, Kantona giriş çıkışların “pasaport” türü bir belgeye bağlanması.

İhanetlerle örülmüş Araplar ile ihanetler için hiç durmadan hazırlık yapan Fener Rum Patrikhanesi’nin beyin takımının “Tarihi yarımada” da aynı korumaya alınması.

Neler saçmalıyordu fersude general “Eyalet “sistemi, “Türkçe’nin ikinci dil olması”, “Bayrağın değiştirilmesi”, “Şeri hükümlerin hâkim kılınması”… Şimdi soruyorum sizlere fersude general istifa mı etti yoksa bir başka “Çok gizli” göreve mi getirildi?

2004 yılıydı “Derin Devlet” tasfiyesi başladı… 2006 yılında Danıştay Baskını ile “Ulusalcı” kanat ile “Evanjeliklerin emrindeki” kanat çatışmaya başladı ve süreç hızlandı. Şimdilerde pisküvitçinin görevlendirilmesiyle “Ulusalcı” kanat “Evanjeliklerin emrindeki kanat” ile uzlaşı ortamı yarattı. Ama pisküvitçi rahat durmadı ve durmayacak da, öyleyse “Tasfiye” edilmeliydi, süreç başlatıldı. O da karşı kartını açtı ““FETÖ”nün siyasi ayağının araştırılmasını bize verin” muhabbeti ile… Daha fazla uzatmak istemiyorum.

Yakın Doğu’da, Ortadoğu’da, Doğu Akdeniz’de, Afrika’da, Balkanlarda neler yapılıyorsa ortasında Türkiye var ve nihai hedef Türkiye. Türkiye olmadan kimse bu Dünya’da denklem kuramaz, problem çözemez. Ama bir tek şart var: Bagajı dolu olmayan yani “Kumar borcu olmayan” tehdit ve şantajla oynanamayacak bir devlet yönetimi ile…

Kasım Süleymani fazla olmuştu, yakında diğer fazla olanlar da gündemde… Küresel eşkıya bu vartayı nasıl atlatır ya da aşar? Sıfır kilometre “MEHDİ” görünümlü bir başka UŞAK ile.

Yani… Kasım Süleymani gitti, tiyatro bitti diyenler varsa diyorum ki “Oyun çoktan kurgulandı ve anında sahneye kondu” Sanırım ben de çok oluyorum…

8REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

KÖŞE YAZARLARI

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.