YakınPlanTV

ERMENİ ASKERLER KUDURMUŞ GİBİYDİ DURDURAMIYORDUK

ERMENİ ASKERLER KUDURMUŞ GİBİYDİ DURDURAMIYORDUK
6REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
102 views
02 Ocak 2020 - 14:19
7REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

1917-18 yılları arasında Erzurum ve Erzincan’da görev yaparken Ermeni mezalimine tanık olan Rus Yarbay Tverdohlebov’un günlüklerinin beşinci bölümü…

Mevcut talimatlara ve emirlere uygun olarak, herkesin amirine yazılı başvuru yaparak terhisini veya Rus Kolordusuna naklini isteme hakkına sahip olduğu ortaya çıktı. Bu hususta bana verilen dilekçeleri geciktirmeyeceğimi, gereğinin yapılması için üst yazıyla ilgili makamlara göndereceğimi açıkladım. Part. Bu toplantıda 7 nci Kafkas Dağ Topçu Taburu subayı Kıdemli Üsteğmen Yermolov, subaylara; kendisinin yeniden tesis edilen Ermeni Taburunda hizmet etmek istemeyerek terhisini isteyen bir dilekçe yazdığını; başlangıçta kalması için onu ikna etmeye çalıştıklarını, kararlı bir şekilde kalmayacağını söylemesi üzerine, Albay Morel’in yazılı bir emir yayınlayarak, Kıdemli Üsteğmen Yermolov’un “aykırılık” yani diğer bir deyişle, subaylık vazifesi için hiç işe yaramaz ve zararlı biri olduğu gerekçesiyle, Cephe Karargâhi emrine görevlendirilmek üzere ilişiğinin kesildiğini belirttiğini, ayrıca 24 saat içerisinde Erzurum’dan ayrılması konusunda talimat verildiğini söyledi.

ERZURUM’DAN AYRILAMAYIZ!

Kendi işini mükemmel seviyede bilen ve birkaç muharip nişanı olan muharip bir subaya böyle davranılmıştı. Sadece kendince geçerli sebeplere dayanarak Ermeni askeri birliğinde çalışmak istememesi yüzünden, Albay Morel açıktan açığa Ermenilere duyduğu haddinden fazla bağlılığını ortaya çıkaran birkaç söz sarf etme ihtiyatsızlığına sebep olduğu için, onu karalamışlardı.

Doktor Zavriyev bu toplantıda, Rus subayları, şu konularda ikna etmeye çalıştı. Subaylar Erzurum’da kalarak Ermenilerin değil, tamamen Rusların işini yapmakta ve sadece Rusya’nın çıkarlarına hizmet etmektedirler. Ermeni halkı Rusya’ya sınırsız derecede mecburdur. İleride sadece Rusya’nın himayesi altında varlık gösterebileceklerdir. Ermeniler hiçbir surette Rusya’dan ayrılma niyetinde değillerdir. Ermeni halkı, Rus halkının bir parçasıdır. Bizzat Rusya’nın ekonomik ve siyasi menfaatleri barış imzalanıncaya kadar Erzurum’da bulunmamızı zorunlu kılmaktadır. Rus vatandaşları olarak ahlaki açıdan: “Siz Ermeniler ve Türkler kendi hesabınızı kendiniz görün! Birbirinizi mi kesiyorsunuz? Buyurun kesin. Şeytan görsün yüzünüzü. Bu sizin iç meseleniz. Biz Rusların burada yapacak işi yok.” diyemeyiz.

“BİRBİRİNİZİ KESİN DİYEMEYİZ!”

Son olarak da, “Mademki o kadar insanî ve o kadar ısrarlı bir şekilde sivil halkın katledilmesine son verilmesini istiyoruz, o zaman gerçek insanlığımızla biz, kudurmuş Ermeni ayak takımının Müslümanları Erzurum’da katletmesine izin vermemek için, Erzurum’da kalmaya mecburuz.” dedi.

Doktor Zavriyev’in konuşması etkili olmadı. Bizzat kendisi bu toplantıdan sonra bana, meselenin ümitsiz olduğunu ve bütün subayların muhtemelen ayrılacaklarını ifade etti.

Erzurum’un Türkler tarafından alınmasını müteakip 10 gün kadar sonra bazı belgeleri okuma imkânım oldu. Bu belgelerde; Rus subaylarının yardımıyla Ermeni özerkliğinin tesis edilmesi hakkındaki şüphelerimizin hiç de asılsız olmadığını gördüm. Bu belgede Doktor Zavriyev, çok açık bir şekilde özerk bir Ermenistan kurma niyetinden bahsediyor. Belge, Zavriyev’in Erzurum’a gelmesinden önceki bir tarihi taşıyordu.

Rus subayların içinde bulundukları ruh hâllerine dair yaptığı değerlendirmede, Doktor Zavriyev yanılmıyordu. Gerçekten de ayrılma isteğimiz, yüzlerimizden okunabiliyordu. Ermenilerin ne istediği, Rus subaylarının ne için onlara lazım olduğu açıkça görülüyordu.

Hepimiz sadece askerdik ve politikayla uğraşma niyetimiz yoktu. Ermenilerin partizan savaşını da kendi meselemiz gibi sayamazdık.

Antranik’in sözleri vaatten öteye geçmedi. Halk, onlara inanmıyordu. Pazarlar kapalıydı. Herkes korkuyordu. Şehrin Müslüman mahallesinde sokaklarda kimsecikler yoktu. Sadece Belediye binasının yakınlarındaki bir iki dükkân açıktı. Gündüz saatlerinde birkaç Türk bir araya gelebiliyordu. Hiçbir Ermeni idam edilmemişti. Ermenilerin her zamanki planı şöyleydi: “Suçlular yok. Suçluyu gösterin. Derhâl yargılansın. Kimin suçlu olduğunu bilmeden nasıl cezalandırabiliriz ki?”

Buna karşılık Ermenilere, değişmez biçimde; Rus subaylarının şimdiye kadar cezasız kalmış birçok suçluyu onlara gösterdikleri; Rus subaylarının polis tarafından aranan Ermenileri bulmak zorunda olmadıkları; Ermenilerin gerçekten iyi niyetle suçluları bulmak istiyorlarsa çoktan ve muhakkak pek çoğunu bulabilecekleri cevabı veriliyordu.

UZAK KÖYLERDE HALK SİLAHLANMAYA BAŞLADI

Ermenilerin ikiyüzlülüğü, giderek daha da şiddetli bir şekilde itici geliyordu. Sivil halka yönelik münferit şiddetin ardı arkası kesilmiyordu, fakat bu gizli bir biçimde yapılıyordu. Ermeniler, faaliyetlerini şehirden, bizim göremeyeceğimiz civardaki köylere taşımışlardı. Şehre yakın köylerdeki Türkler kayboluyorlardı. Bu kayıpların nasıl ve nereye olduğunu bilmiyorum. Uzak köylerde ise halk, silahla kendini savunmaya başlamıştı.

 Şehirde olacağı varsayılan ayaklanmanın önüne geçme perdesi altında, halk tutuklanıyordu. Albay Morel’e, tutuklananların hayatlarının ne ölçüde emniyette olduğunu sordum. Bu tutuklamalarla, insanlar, Erzincan örneğinde olduğu gibi, organize bir sekilde koyun gibi boğazlanacaklar mi, diye imada bulundum. Cikarılacağı düşünülen Türk isyanının tutuklanan elebaşlarının emniyetli konvoyla toplu hâlde en uzak cephe gerisine, Tiflis’e, sevk edileceklerini, bir kısmının ise ayaklanmaya karşı güvenli bir koz teşkil etmeleri maksadıyla Erzurum’da rehine olarak tutulacakları cevabını verdi.

ERMENİ ASKERLER KANUN DİNLEMİYORDU

Ermeni levazım birimlerinin kanun dışı hareketlerine dair raporlar gelmeye başlamıştı. Şöyle ki, alay personelinin iaşesi için yağ talebi ikmal sırasında reddediliyordu. Eğer elektrik bölüğü için bir talepte bulunulmuşsa, bu bölüğün bir zamanlar Antranik ile bir çeşit iyi ilişkiler kurmuş Başçavuşu gittiğinde, muhakkak yağ ikmali yapıyordu. Erzak deposu yöneticisi Ermeni görevli de güya, Antranik’in şekerleri kendi dairesinde tuttuğunu ve dağıtımını da bizzat kendisinin düzenlediğini gerekçe göstererek, Alayın istediği şekeri vermemişti. Bu Ermeni görevli yazılı belge vermeyi de reddetmişti.

Cephe gerisinden lojistik destek hatlarını takip ederek gelen subaylar, lojistik destek hatlarında bir Rus subay için ne karnını doyurma ne de istirahat etme imkânı olmadığını, ancak bir Ermeni subayı için hem yiyecek hem de sicak bir yer bulunduğunu belirterek, yakınıyorlardı.

Şubatın ortasında topçu subaylarına Ordu Karargâhının emri üzerine iki vagon verildi. Subaylar, eşyalarının bir kısmıyla ailelerinin bir bölümünü bu vagonlarla cephe gerisine tahliye ettiler. Geriye kalan ailelerin ve malzemelerin tahliyesi için üç vagon daha talep edilmişti. Bu isteğe Ordu Karargâhı tarafından, Karargâh Erzurum’dan ayrılmadan bir süre önce izin verilmişti.

Karargâh şehirden ayrıldıktan sonra, bu vagonların tahsisi işi uzadı. Sonunda Albay Zinkeviç tarafından, vagonların teslim edilmesi için yazılı müracaatta bulunuldu.

Bu belgeyi alan vagon tahsisatından sorumlu Ermeni memur veya subay, iki gün içinde vagon tahsis edilemeyeceğini bildirmişti. Daha sonra ne zaman tahsis edileceğini bildireceğine dair söz vermiş. Oysa Ermeni kaçaklar tahsisat işinde bizim önümüzde, öncelikli yere sahiptiler.

CEPHE GERİSİ ERMENİ KAÇAKLARLA DOLUYDU

Araba katarlarında bizzat kendimiz ve Ruslar olmadan ailelerimizi ve eşyalarımızı arabalarla göndermekten sakınıyorduk. Zira, cephe gerisindeki lojistik hatlarI bile iyi silahlanmış Ermeni kaçaklar ve firarilerle doluydu. Buralar hiçbir surette emniyetli değillerdi. Çünkü muharebe sahasından ve gerçek askerlerden korkakça ve rezilce kaçan Ermeniler, tek başına yakaladıkları silahsız ihtiyar, kadın ve çocuklara sürü hâlinde saldırırken haddinden fazla cesur, fedakârlık derecesinde de gözü pektiler.

Bu sıralarda cephe gerisinden, birliklerin takviye edilmesi işi çok yetersizdi. Piyade birliklerinin morali hayli bozuktu. Ne üst rütbeli ne alt rütbeli hiç kimse komutanlarına itaat etmiyordu. Bölükler, Antranik gelmeden önce mevzilere gitmeyi reddediyorlar ve gitmiyorlardı. Şimdi gidiyorlar, fakat cepheden rezil bir biçimde firar ediyorlardı. Antranik’in bizzat kendisi onları kılıçla ve yumruk darbeleriyle mevzilere geri kovaladı. Rus subaylarının zorla tutulduğu birlikler de küçük ve kirli birer çete hâlini almışlardı.

Bilmiyorum, Antranik, askeri meselelerde çok bilgili birisi olabilirdi, fakat Albay Doluhanov tarafından bana iletilen Topçu birlikleriyle ilgili emirleri, anlamsızlıkları ve saçmalıkları ile sık sık beni hayretler içerisinde bırakıyordu.

Meselenin teknik tarafı, maivetteki toplar icin iyi eğitilmis mürettebat, alt komuta kademesi için iyi personel, her şeyden önce yeterli sayıda iyi eğitimli ve kuvvetli piyade gerekli olduğu olguları hic hesaba katılmaksızın, Antranik’in önderlik ettiği Ermenilerin tüm ümidinin Rus toplarında ve Rus topçu subaylarında olduğu görülüyordu.

Asil amaçları çok açıktı: Kaçış sırasında toplarla örtü sağlamak. Gerçekte de aynen böyle oldu.

TÜRK ORDUSUNDAN SUBAYLAR GİZLİ GÖREVDE

Trabzon’da barış görüşmelerinin başlaması devamlı erteleniyordu. Başlangıçta eski duruma göre 17 Şubatta yapılması kararlaştırılmış, sonra 20’sine, en sonunda da 25 Şubata ertelenmişti. Bu haberleri Erzurum Müfreze veya Kale Karargâhı vasıtasıyla alıyordum. Telgraf muhaberem yoktu. Her iki karargâhım da şehrin birbirine zıt istikametinde bulunuyordu. Kale karargâhının telefon muhaberesi neredeyse hiç çalışmıyordu. Bazen çalıştığında da hiçbir şey anlaşılmıyordu. Bu yüzden günde iki kez bizzat Kale karargâhına gitmem gerekiyordu.

Albay Morel’den ve karargâhından aldığım bilgilere göre; cephede düzenli Türk birlikleriyle değil, bilakis Kürt çeteleriyle ve aralarında Türk Ordusunun 1916 yılında Erzurum’dan ayrılışı sırasında burada kalmış pek çok eğitimli askerin de bulunduğu, civar köylerde isyan etmiş gruplarla karşı karşıya olduğumuzu anlıyordum.

Bu Kürt çetelerin, aralarında askerlerin de bulunduğu yerel halkın nefs-i müdafaa maksadıyla teşkil edildiği, buraya gelen birkaç Türk subayı ile asker eğitmen tarafından askeri bir eğitimden geçirildiği tahmin ediliyordu. Saldıranların ellerinde sadece Ermeniler tarafından Erzincan’dan geri çekilirken bırakılmış iki Rus Dağ Topu bulunduğu hesap ediliyordu. Keşif sonuçlarına göre Kürtlerin Famski, Erzincan ve Oltu istikametlerinden saldırması gerekiyordu. Cephe gerisinden, Kars yolundan ve Palandöken’den de gelmeleri muhtemeldi. Albay Morel, nedense başlıca tehlikenin Oltu istikametinden geleceğini değerlendiriyordu.

Keşif faaliyetleri, bana göre, Ermeniler tarafından berbat bir şekilde yapılıyordu. Atli birlikler, keşif faaliyetleriyle değil, daha ziyade köylerde soygun ve katliam, köylülerin hayvanlarını çalmakla meşguldü. Keşif raporlarında sık sık yalan söylüyorlardı.

Eğer keşif müfrezesinden 2000 kişilik düşman kuvvetinin saldırdığı bilgisi alınmışsa, gerçekte orada 200 kişiden daha az bir kuvvet olduğu ortaya çıkıyordu. 300-400 kişilik keşif müfrezesinin üstün düşman kuvvetleri tarafından çembere alındığına ve birliğin kuşatmayı yarmayı başardığına dair bir bilgi alındığında ise müfrezenin bir ölü ve bir yaralı kaybı olduğu ortaya çıkıyordu.

ERMENİ SUBAYIN RAPORU

Bir gün gündüz vakti, Ermeni bir subay, telefonla topları korumakla görevli askerlerle müfrez görevde bulunduğu topçu muharebe sahasından, 400 kişilik silahlı bir müfrezenin üzerlerine doğru hareket hâlinde olduğunu telefonla rapor etmişti. Gerçekte ise tam karşıdaki köyden silahsız iki kişinin geldiği ve bir süre sonra da geri döndüğü anlaşılmıştı.

Ermenilerin Erzincan’dan kaçışlarından Erzurum’un Türk birliklerince alınmasına kadar geçen süre zarfında, saldıran Türk güçlerinden, şu ana kadar bildiğim kadarıyla keşif birlikleri sadece bir süvari ele geçirmişlerdi. Ben bu kişiyi bizzat görmedim. Kuvvetle ihtimal bu talihsizin ya ayakları donmuştur ya da bir başkasının yardımı olmaksızın yürüyemeyecek durumdadır.

İkinci toplantıdan sonra bana, Alaydan terhis edilip Rus Kolordusuna, başka komutanların emrine ve diğer milliyetlerden askerlerin bulunduğu birliklere atandırılma isteklerinin yazılı olduğu birkaç dilekçe sunulmuştu.

Albay Morel’e; muhtemelen pek çok Rus subayının belki de hepsinin Erzurum’dan gidebileceğini rapor ettim. Kıpkırmızı kesildi ve zorla da olsa, Divan-ı Harp kararlarıyla da olsa buna müsaade etmeyeceğini söyledi. Ona, topların hâlâ benim subaylarımın elinde bulunduğunu, şiddete karşı toplarla cevap verilebileceğini, mevcut şartlarda hükümet kararnamesine dayanarak gitmenin, herkesin kanuni hakkı olduğunu ifade ettim.

Albay Morel’e hiçbir subayın kendiliğinden gitmek istemediğini, herkesin hakkından istifade etmek için kanuni izin istediğini, aksi taktirde kanunî görevlerinin başında kalan bizlerle, daha önceden kendiliğinden giden kimseler arasında hiçbir fark olmayacağını izah ettim. Durum şimdi öyle karmaşık bir hâl almıştı ki, vicdan ve görev şerefi, burada kalmaya müsaade etmiyordu.

Albay Morel, gitmek için hiçbir kanuni hakkın olmadığını, gitmek isteyenlere, bunu denemeye kalkışmaları hâlinde, Kıdemli Üsteğmen Yermolov’a verdiği gibi sicil vereceğini söyledi. Albay Doluhanov’un Tiflis’te ve Batum’da pek çok istekli subay olduğunu belirtmesi üzerine, istemeyen kişileri kalmaya zorlamanın anlamsız olduğunu söyledim. Albay Morel; gelen Ingiliz subaylarından, Erzurum’da kendi emrine görevlendirilmesi için 60 İngiliz topçu subayı gönderilmesini rica ettiğini ve bu konuda kendisine söz verildiğini açıkladı.

Bu konuşma yapılırken, Erzurum istasyonunda paralı olarak istasyon şefliği görevini yürüten bir Rus veya muhtemelen Polonyalıyı hiçbir para karşılığı görevde kalmak istememesi üzerine tutukladıklarını ve zorla kalmaya mecbur ettiklerini öğrendim.

Tabur komutanlarına, mümkün mertebe topçu karargâhı yakınlarına, bütün subaylar dahil olmak üzere taşınmalarını, emirleri daha iyi iletebilmek ve her ihtimale karşı, bir şey olması durumunda, dağınıklığa ve tuzaklara düşülmemesi maksadıyla, subayları kendi yakınlarında gruplandırmaları emrini verdim.

Kıdemli Üsteğmen Yermolov’dan, Erzurum’dan ayrılmadan önce, Sarıkamış’ta, Ordu Kurmay Başkanı General Vişinski’ye uğrayarak, burada hangi şartlarda bulunduğumuzu, Ordu Komutanından bir an önce bizleri Ermeniler arasındaki bu düzmece hâlimizden kurtarması için girişimde bulunmasını istediğimizi anlatmasini rica ettim. Aynı şekilde durumumuzu Topçu Başkanı General Gerasimov’a da aktarmasını söyledim. Yermolov, 25 Şubatta gitti.

TÜRK TAYYARESİ KEŞİF YAPMIŞ!

Galiba 24 Şubatta Erzurum üzerinde bir Türk tayyaresi görünmüş, keşif yapmış ve geri dönmüştü. Bundan, düzenli Türk birliklerinin şu sıralar Erzincan’da ve hatta Mamahatun’da bulunduklarına hükmettim.

Bu günlerde Albay Morel, Türklerin Erzurum’un temizlenmesini talep eden bir “bildiri” gönderdiklerini söylemişti. Erzurum’un Türkler tarafından alınmasından sonra Kolordu Komutanı Kazım Bey ile görüşmemde; bunun hiç de bir bildiri olmadığını, bilakis kendisinin, yani Türk Kolordu Komutanının gerçek bir mektubu olduğunu öğrendim.

Eğer, Türklerin isteği bizce kabul edilseydi ve bu mektuba anonim, illegal bir yazı gibi bakmamız gerekseydi bile, her hâlükârda Albay Morel, beni yanıltmak ve resmi bir mektubu, düzenli Türk Kuvvetlerinin komutanı tarafından imzalandığını gizleyerek, “bildiri” diye adlandırma hakkına sahip değildi.

2 24-25 Şubatta, Kale karargâhının bilgilerine göre, cephede durum endişe verici değildi. Tekederesi18 yakınlarında, oraya gönderilen müfreze tarafından tutulan bir kürt grubunun bulunduğu haberi geldi. Ilica yakınlarında Erzurum’dan yetişen kuvvetler, güya birkaç verst (1,06 km.) geride düşmanı püskürtmüşler. lieb 26 Şubatta, Erzurum’dan Tekederesi’ne giden Ermeni müfrezesinin kuşatıldığı, darmadağın edildiği ve geriye kalanların rezilce kaçtıkları; Ilica müfrezesinin de neredeyse koşar adım geri çekildiği ortaya çıktı.

Albay Morel, taarruz eden Türk kuvvetlerine topçu ateşi açılması konusunda bana sözlü emir vermişti fakat, hiçbir yerde taarruz eden kimse görülmüyordu. Harput yolunda, panik hâlinde, dağınık vaziyette geri çekilen Ermeni sürüsü koşuyordu. Trabzon yolunda ise Ermeniler, sefer hâlindeki gibi konvoy hâlinde hiçbir yerde durmayarak ve açılmayarak sakin bir şekilde geri çekiliyorlardı.

Öğleden sonra, düşmanın 6 verst uzaklıkta, Gez köyünün19 yakınlarında olduğu anlaşıldı. Benim değerlendirmeme göre, mevcudu en az 1.500 civarında olan birlikler görünmeye başladı.

ORGANİZE KÜRTLER…

Sayı önemsizdi fakat bunlar hiç talim görmemiş Kürt eşkıya izlenimi vermiyorlardı. Eğitim gördükleri, disiplinli bir şekilde sevk ve idare edildikleri görülüyordu. Sadece bir miktar yaya ve süvari döküntüsü, bunların düzenli birlikler değil, organize olmuş Kürtler olabileceğini düşündürüyordu.

Ricat edenlerin hâli acıklı ve insanı çileden çıkaracak şekilde rezildi. Kâh yolun yakınlarında kısa kaygan bir zincir gibi dağılıyorlar, kâh yeniden toplanıyorlardı. Korku ve endişenin hâkim olduğu görülüyordu. Antranik, giderek dağılan bu kaygan zincirin önüne geçti. O oradayken ricat edenler biraz doğruldular, fakat yeniden sağa sola yattılar ve artık bir daha kalkmadılar.

Topçu ateşimiz akşama kadar devam etti. Karanlığın basmasıyla birlikte ateş sona erdi. Kürt saldırılarına karşı savunmanın başlamasıyla birlikte, ayrılmayla ilgili her türlü konuşmanın bir kenara bırakılıp, her subayın muharebenin durumunun kendisinden talep ettiği her şeyi şerefli bir şekilde ifa etmesiyle bu meseleyi nasıl değerlendirdiğimiz kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Herkes, şimdi ayrılmanın, adımızın ebediyen korkaklık ve hainlikle anılacağı anlamına geleceğini çok iyi biliyordu. İlkin saldırıların üstesinden gelmek lazımdı.

Bugün, Ermeni birliklerinin topçu tahsisinden ve muharebede onun desteğinden faydalanma hususunda ne anladıklarını öğrendim. Büyük Kiremitli müstahkem mevkiindeki toplarım, tamamı Harputkapı istikametinde sıkışan ve toplara örtü sağlamak için asla ileri hareket etmek istemeyen piyadenin bir verst önündeydi.

HIRSIZLIKLAR VE ASKER TALANI BAŞLADI…

Aynı gün, ayrıca, Tekederesi’nden korku ve panik hâlinde kaçmakta olan askerlerin, yine beraberlerinde bir şeyler götürmeyi, önlerine çıkan köylerdeki halkın hayvanlarını çalmayı, yollarının üzerinde karşılarına çıkan silahsız, münferit sivil halkı öldürmeyi unutmadıkları da dikkatimi çekmişti.

Düşmanın şehre yaklaşması, anlaşılan, karargâh için beklenmedik bir şekilde gerçekleşmişti. Muharebe için tertiplenme konusunda hiçbir şey yayınlanmamıştı. Belki yayınlanmış olabilirdi, ama sizi temin ederim ki, benim elime geçmemişti. Daha önceden dışarıdan alarm verilmesi durumunda, piyade tarafından şehrin ana hattının ele geçirilmesi çizelgesinin hazırlandığını duymuştum, fakat bu çizelge de bana ulaşmamıştı.

Benim görevim Kürtleri, top atışı mesafesinde şehrin müstahkem hattından uzakta tutmaktı. Arazide ise, piyade ile birlikte benim emir komutama girmeyen dağ topları vardı.

O gün ve öncesi gün, polis, şehir genelinde sadece iş görebilecek durumdakileri değil, aynı zamanda ihtiyar ve sakat Türk erkeklerini de topluyordu. Sorulan Sorulara, karla kapanmış demiryolunu temizlemek için işçi toplandığını belirterek cevap veriliyordu.

Akşamleyin, bir Ermeni öğrencinin komutasındaki bu devriyelerden birinin, gündüz vakti, ben evde yokken, kapinin üzerinde benim evimin olduğunu gösteren yazıya rağmen, arama yapmak için dairemin kapısını zorladığını öğrendim. Dediğine göre, öğrenci bu evde kimin oturduğunu bilmiyormuş. Ev sahiplerim tarafından gösterilen kararlı protesto ve şiddetli karşı koyma sonrasında bu öğrenci, bu kendini bilmez küstah, karıma kaba saba laflar etmiş, ev sahibim yaşlı Türk’ü ve hizmetkâr Kürtleri almaya cesaret edemeden defolup gitmiş. Öğrencinin ifadelerine göre, bu münasebetsizlik, Antranik’in emrini yerine getirirken meydana gelmiş.

Bunu öğrenince, ev sahibime eğer Ermeniler bir kez daha ev halkını götürmek için gelecek olurlarsa, benim himayeme geçebilmesine imkân tanımak için, kendi dairesinden benim daireme bir geçit yapması talimatı verdim. O da bunu yaptı ve ayrıca bir de komşusundan benim daireme geçit yaptı.

SÜRECEK

8REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

KÖŞE YAZARLARI

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.