YakınPlanTV

TARIMDA ALİ CENGİZ OYUNU!

TARIMDA ALİ CENGİZ OYUNU!
REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
297 views
04 Aralık 2019 - 9:18
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Üzüm, fındık, kayısı, bal, incir, kiraz… Dünya pazarına hakim olmamız gereken bu ürünlerde eğer ithalat izni veriliyorsa bu konu çok çok önemli demektir.

Tarımın ana sorunları bunlardan ibaret değil ki. Tarım Şurası’nda bir başka önemli konuya daha değinilmedi, kenarından geçildi. Sonuç raporunda da yer verilmedi. Tarım ve gıda ürünleri ithalatına.

KAYISI, İNCİR, ÜZÜM İTHALATINA İZİN VERMENİN AMACI NEDİR?

Ülkemizde üretilen bazı ürünlerde üretim açısından Dünya’nın bir numaralı üreticisiyiz. Örneğin üzüm, fındık, kayısı, bal, incir, kiraz… Dünya pazarına hakim olmamız gereken bu ürünlerde eğer ithalat izni veriliyorsa bu konu çok çok önemli demektir.

Bu ürünlerin ithalatına neden izin veriliyor? Ürünün yeterlilik oranı çok düşük olamaz çünkü Dünya üretiminin lideri biziz. Fiyat konusu gündeme gelirse, hangi üreticimiz ürettiği üründen yüzde on beş-yirmi üzerinde reel kar elde etti ki fiyat fahiş olsun? Reel kardan söz ediyorum; iktidarın dayatmaları ile oluşturulan enflasyon, maliyet analizi gibi manipüleli çalışmalardan elde edilen sonuçlara dayalı kara göre değil.

HASAT ÖNCESİ O ÜRÜN İTHALATI HANGİ AKLIN VE VİCDANIN EMRİDİR?

İthalat silahı elbette kullanılır ama yerinde, zamanında ve gerçekten de gerekli olduğunda. Dahası Dünya’da hangi ülke, hasat öncesi İTHALAT kararı alır ve uygulattırır, bu rezaletin, abukluğun kaç örneği vardır?

Ürünlerin fiyat yüksekliğinin sebebi aracıların ürün fiyatı üzerinden aldığı zaman zaman yüzde sekseni bile geçen rant ise bunun sorumlusu üretici değildir ve bu konuda İTHALAT silahı kullanılamaz. Üreten zarar ediyor ama aracılar en az yüzde altmış rant elde ediyorsa o ülkede piyasalar iyi yönetilmiyor demektir. Dahası o ülkede ya iktidar yoktur ya da iktidar “iktidar” olamıyor, olmak istemiyordur. Aracı denildiğinde akıllara ilk gelen kabzımallar ve/veya gıda alım-satımı ile uğraşanlar değil; kardan başka bir şeyi hedeflemeyen bazı zincir marketler, spekülatörlerdir. Üreticinin ürününü üç kuruşa tarlada kapatan rantiyedir.

EKONOMİK GÖSTERGELERİ KURTARMAK,

EKONOMİ YÖNETİCİLERİNİ AKLAMAK İÇİN İTHALAT

Görünen ve anlaşılan o ki, ülkemizde tarım ürünü ithalatına verilen izinlerin nedeni ürün eksikliği değildir, ürüne olan ihtiyaç nedeniyle de değildir. Tek nedeni ekonomik göstergeleri kurtarmak, ekonomi yönetiminin beceriksizliğini örtebilmek, onları aklayabilmektir.

İthalatı, beklenen ucuzlamayı sağlıyor mu? Çok kısa bir süre için evet, sonra fiyatlar yine sıçrıyor. Dahası, İTHALAT silahı kullanıla kullanıla üretici, üretimden kopuyor. Ülke daha fazla İTHALAT’a muhtaç hale getiriliyor. İşte bu nokta ABD Ticaret Bakanı Wilbur BOSS’un ülkemize gelerek beş gününü bize ayırmasının gerekçesini açıklıyor. Amaç; ABD-Türkiye arasında ticaret hacmini yüz milyar USD’a çıkarırken ülke tarımının bu operasyonda önemli bir pazarlık unsuru olarak kullanılması.

Program şöyle işletiliyor. Önce “Tarımda Milli Birlik”, “Milli Tarım” gibi projeler yapılıyor. Sadece adı “Milli”, hedefi ülke tarımının uluslararası şirketlere, şebekelere peşkeş çekilmesi. Bu amaçla, özelleştirilme programına alınan kurum ve kuruluşlarımız nasıl zarar ettiriliyor ve zarar edince de yandaşlara ne kadar ucuza satılıyorsa; ülke tarımını da o hale getirmek gerekiyor. Üretici küskün, üretim yok, yiğit “Soğana muhtaç.” Siz bakmayın tarımsal üretimde ülkemizin üretim değerlerine. Sonuç ortada. Dünya’nın her yerinde hatta Üçüncü Dünya Ülkeleri’nde bile gıda fiyatları düşerken Türkiye’de yükseliyor. Kısaca üreten var, üretmeye çalışan var ama üreticiye, üreten değer veren, koruyan-kollayan yok. Bu ülkede ithalat silahı, “Silahların eşitliği” temel ilkesi hilafına küstahça kullanılıyor. Bu nedenle de TMO ithal ürünlerin ara deposu, Et ve Süt Kurumu hastalıklı, kontrolsüz hayvan leşlerinin son durağı haline getiriliyor.

ÇÖZÜM YOK MU?

Ölüm dışında hiçbir şey çözümsüz ve çaresiz değildir. Bu konuda çözümün ilk ayağı ithalat silahının siyasilerin ve bürokratların elinden alınması ya da emniyet mekanizmasının geliştirilmesidir. Üreticiler, üretime katılanlar ve onların STK’larından oluşacak tamamen özerk yapıdaki bir kuruluşun da ithalatın hangi konuda, ne zaman, ne kadar, asgari hangi kalitede ve hangi fiyatlar arasında yapılması gerektiği kararına ortak olması gerekiyor. Bunun için de manipüle edilmemiş verilerle hareket edilmesi ve somut değerlerin, gerekliliklerin ortaya konulması zorunlu.

Bu özerk kuruluş eliyle kullanılacak Tarım Fonu’nun gelirlerinden birinin, ithal edilecek tarım/gıda ürünlerinden en az yüzde beş kesinti yapılması. Tabii ki ürünün gösterilen fiyatı üzerinden değil, Dünya borsalarındaki fiyatlarının üzerinden. Örneğin 2018 yılı tarım/gıda ürünlerinden bu oran tahsil edilmiş olsa üreticinin-çiftçinin takibe düşmüş borcuna eşit bir miktar söz konusu olacaktı. 4,8 milyar TL. Tabii ki takibe düşmüş krediler bu özerk kuruluş kontrolündeki bir Varlık Yönetim Şirketi eliyle çözümlenirse Tarım Fonuna bu tutardan kalacak olan miktar en az 3,2 milyar TL olacaktır.

Tarım Şurası sonuç raporunda ya da ayrıntılı çalışmalarında bu hususu gören, işiten, okuyan var mı? Yok? Olamaz, olmayacaktır da çünkü KAN-DI-RIL-MA-YA hazır olun. Kapalı kapılar ardında sinsi planlar işliyor. Bu sinsi planların suçunu, günahını tamamen siyasilere yüklemek insafsızlıktır. Onların suçu ve günahı “iktidar” olamamaları, “Bürokratik Oligarşi” elinde oyuncak olmalarıdır. Bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Milleti’nin, Vatanı’nın başındaki en önemli BEKA sorunudur. Çünkü Gıda Güvenliği, bir ülkenin varlığını özgürce sürdürebilmesi ve hükümranlığı için temel konuların başındadır. 

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

KÖŞE YAZARLARI

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.